Site İçi Arama
Kategoriler
Sarman´ın Tavsiyeleri

Miço

Her ne kadar bağımsız olmayı severiz desek, bunu bin bir takla atarak her fırsatta belli etsek de biz kediler insanlara biraz da bağımlıyız. Özellikle de mahallenin ciğercisi haftada iki kere ziyafet çektiğinde, koşup gelerek bacağına sürtünmeye hazırız.

Bizim Miço, yolun karşısından telaşla işaret çakınca, ince durumu kavradım, anında yola atladım. Az daha, nedense Bağdat Caddesi civarında çok görülmeye başlanan kuyruksuz kediler gibi kalacaktım. Daldım sabit pazara, salakça üzerime koşan çocuğa, çığlık atan kadına aldırmadan soluğu ciğercinin önünde aldım.

Tam büyük biz zevkle ciğeri mideme indirmek üzere açtım ağzımı, Miço ne yumurtladı dersiniz? “Soğuk ciğerden nefret ediyorum!” İştahım kaçtı, aklım şaştı. Söyleyen yarım akıllı da olsa, soğuktan, ciğerden veya soğuk ciğerden neden nefret edilirdi? Bu iş göründüğü kadar basit bir yanlış kelime kullanımı değildi. Arkasında daha büyük, politik, ideolojik hatta beyin yıkamaya yönelik güçler vardı. Düştüm bu işin peşine ve bakın karşılaştım nelerle…

Bu Amerikan salatası orijinal mi?

Alelade kelimelerin bile kendine göre bir gücü, hem söyleyen hem de söylenen üzerinde etkisi var. Çok mu abartıyorum sizce? Peki, bir dedektife yakışan kanıtlar sunayım o zaman: “Amerikan Salatası” Ne kadar alelade bir şey değil mi? Kim der, böylesine basit iki kelimenin bile, ideolojilerin savaş alanına dönüşebileceğini. Aslında Amerikan Salatasının Amerika ile bir ilgisi yok. Amerikalıların bile bu salatadan haberi yok. Çünkü bu aslında “Rus Salatası” ve onlarca yıl önce, bu isimle kullanılıyordu. Soğuk savaş döneminde ortaya çıkan komünizm fobisiyle, bu kelimelere el atıldı ve “Amerikan Salatası” olarak değiştirildi. Salatanın önemi yok, fakat kelimelerin var. Bir toplumu yönetenler, Rusya’ya değil, Amerika’ya yakın olmak istiyordu ve bu ideolojik enjeksiyonda, kelimeleri de kullandı. Çünkü bunların insan üzerindeki gücünü biliyorlardı.

 

Bunu bilenler sadece bu diyarın ileri gelenleri değil. 2003 yılında Amerikalılar Irak’ı işgal etmeye karar verdiğinde, Fransızlar Birleşmiş Milletler’de bunun aleyhinde taraf aldı ve Amerika’nın tepkisini çekti. Amerika öfkesinin uzun vadeli bir ifadesi olarak yine kelimelere müdahale etti. Ülkede “Fransız Patatesi” (French Fries) olarak bilinen kızarmış patatesin ismini değiştirerek, “Özgürlük Patatesi” (Freedom Fries) olarak kullanmaya başladı. Salata ve patates üzerinden yapılan bu ideolojik değişiklikleri saçma ve işe yaramaz sanmayın. Bu alelade kelimelerdeki değişiklikler, halkları hem kısa hem uzun vadede etkiliyor. Şimdi bir de daha ciddi kelimelerin güçlerini düşünün!

 

Güç Kelimelerini duydunuz mu?

Propaganda yapma konusunda eğitim almış, tecrübe kazanmış herkes, kelimelerin gücünü iyi bilir. Bunların yardımıyla bir kişiye istediğinizi yaptırabilir, kitleleri ayağa kaldırıp, yönetim biçimlerini bile değiştirebilirsiniz. Bu konuda sadece çok ilerlemiş ve ustaları tarafından bu bilgiyi almaya hak kazanmış olarak görülen bir azınlık, başka bir eğitim daha alır. “Güç Kelimeleri”ni öğrenir. Bu kavramı belki ilk defa duyuyorsunuz. Çünkü genellikle kurt reklamcılar, üst düzey ideolojik propagandacılar bu kelimeleri elmastan pırlanta kesen bir mücevher ustası titizliğiyle ince ince kullanır ve bunların gücünün pek de farkına varılmasını istemezler. Ne de olsa bunlar en etkili silahlarıdır.

Farklı Güç Kelimelerinin farklı biçimlerde etkileri vardır. Kimisi olumlu hisler verir, harekete geçirirken, kimisi öfke, sevmeme duygularını uyandırır, kimileri birleştirici, kaynaştırıcı, kimileri yıkıcı yok edicidir. Usta ellerde doğru karışımlarla hazırlandığında kişileri veya kitleleri yükselten veya yıkan sloganlara dönüşür.

Bizler de bu kelimelerin bazen bilinçsizce kullanılmış bazen ince ince örülerek bize pazarlanmış halleriyle karşılaşıyoruz. Bu kelimelerin etkisine kapılmamak hiç kolay değil. Genellikle bunlardan etkilenmeyen yegâne kişiler yine bunları kullanmayı bilen kurtlar veya iradesi çok ama çok sağlam olanlar.

 

Gerçekten nefret mi ediyorsunuz?


Özellikle reklam bombardımanıyla insanlar değişik güçlerdeki ve etkilerdeki bu kelimelere fazlasıyla maruz kalmaya başladı. İnsanlar da  bu güç kelimelerini bilinçsizce, olmadık yerlerde kullanmaya başladı. Özellikle son zamanlarda herkesin ağzına sakız olmaya başlayan bir güç kelimesi var: Nefret. “Pembeden nefret ediyorum,” “Üzümün çekirdeğinden nefret ediyorum,” “Caz müziğinden nefret ediyorum.” Sevgi derecelendirmesi uzun bir çizgidir. En uç noktasında Gerçek Aşk varsa, diğer uç noktasında Nefret vardır. Bunların arasında nerede olduğumuzu anlatmak için kullanabileceğimiz yüzlerce sevmeme veya sevme kelimesi vardır: Hoşlanmıyorum, ilgimi çekmiyor, rahatsız ediyor, beğenmiyorum, gıcık oluyorum, alerjim var, tercih etmiyorum, sevmiyorum…

Ama nefret? Doğanın bir parçası olan üzümün çekirdeği veya pembe renk, sizi “nefret etme” derecesine getirecek ne yapmış olabilir. Nefret, artık dönülmesi zor olan noktadır. Kötülerin en kötüsüdür. Gerçekte neden nefret edilebilir? Sülalenizi öldürmüş bir gruptan, eşinize tecavüz etmiş bir adamdan, çocuklarınızı kanser etmiş bir madenden. Bunlardan bile nefret ediyorum, dediğinizde seçimleriniz azalmıştır. Uygar bir düzlemde anlaşma, hataların insancıl bir biçimde tamiri ya da uzun vadede başkalarınca tekrarlanmaması için önlem alma şansı azalmıştır. Çünkü nefret düzeyine ulaşan sevgisizlik, genellikle kin, intikam gibi baş belalarını da yanında getirir. Nefret, hiç bitmeyen kan davaları gibi zehirli meyveler veren bir ağaçtır.

Gerçekçi gözlerle baktığımızda pembeden veya üzüm çekirdeğinden nefret etmek komik ve anlamsız olmuyor mu? Olmuyor. Aslında çok acı oluyor! Bunun tek sebebi de sevmek ve nefret etmek arasında dereceleri belirten tüm kelimelerin ortadan kalkması değil; istediğimizi doğru dürüst ifade etmeyi becerememek değil; kavramların içini boşaltmak değil, her şeyin, her kelimenin en aşırısını pompalayarak dikkatimizi çekmeye çalışan propagandacıların karikatürize bir özentisi olmak da değil. Asıl sorun daha büyük…

Nefretten kaçmak, nefreti aşmak!

“Nefret” son derece olumsuz etkileri olan bir güç kelimesidir. Güç kelimeleri sınıflandırmasında “Şeytan Kelimeler” arasında yer alır. Neden mi? Bunlar hem söyleyeni hem söyleneni hem içinde bulunan ortamı hem bu ortamdakileri hem de hedefi aşındırır. Bu kelimeleri sık sık kullanmak, elinde üzerinde yalıtımı olmayan radyoaktif bir maddeyle gezmek gibidir. Öyle iticidir, uzaklaştırıcıdır ki söyleyeni de karalar. Nefret, olumsuzluğun doruk noktasıdır, çevrede ne kadar negatif enerji varsa üzerine toplar. Dokunanı, dokunulanı, ortamda ne varsa hepsini, içten içe, yavaş yavaş yakar. Bu nedenle gerçek usta propagandacılar bile bu kelimeyi kullanmaktan kaçınır.

Spiritüel ve zihinsel anlamda kendini geliştirmek, bilgeliğe ulaşmak isteyen kişilerin yolu, nefretlerini kontrol etmek, hatta tamamen ortadan kaldırmaktan geçer. Pembe de üzüm çekirdeği de evrenin değerli bir parçasıdır. Yoklukları eksikliktir. Bunlar konusunda nefrete varan yorumlar yapmak, kendini ve evrendeki konumunu bilmemektir. Katillere, tecavüzcülere bile nefretle yaklaşmak, uzun vadede düzelme getirmek yerine böyle olayların daha çok patlak vermesine yol açar. Çünkü nefret yolunun araçları da karanlık ve kirlidir.

Sarman çevresindeki kedilere der ki lütfen bu çirkin güç kelimesini ağzımıza sakız etmeyelim. Olumsuz enerjiyi üzerimize çekmeyelim. Duyguları sadece maksimum veya minimum seviyelerde değil, hakkıyla, hak ettikleri düzeylerde yaşayalım. Huzura ve mutluluğa ulaşmanın bir yolu da bu değil mi?

Siz ne dersiniz?

“Güç Kelimeleri ve Nefret Kelimesi” için 1 Yanıt

  • Ilkay diyor ki:

    Ne yalan söyleyeyim, ben Sarman’dan çok Alp’in ağzından okumayı daha çok seviyorum sanırım. O yüzden bu yazı daha çok hoşuma gitti tarz olarak.

Yorum Yaz

        alpsaldamli.com Mobil Versiyon