Site İçi Arama
Kategoriler
Arşiv
Sarman´ın Tavsiyeleri

‘Genel’ Kategorisi Arşivi

Yaz sıcakları geldi bir rehavet çöktü. Sadece biz kedilere özgü de değil bu; bakıyorum insanlar sokaklarda zombi gibi dolaşıyor. Şuursuz ağır aksak adımlar, boşluğa bakan ifadesiz suratlar pek bir matrak oluyor.

Bizi tanımayan, gündüz uyurken görüp uykucu, tembel sanır. Bilmez ki biz gündüzleri dinlenir, geceleri eğleniriz. Uyurken de insanoğlu gibi savunmasız değil, her an tetikteyiz. Mesela bizim Mırmır, cami duvarına uzanıp uyumaya bayılır. Nedense orası korumalı bölgedir, daha az kişi sataşır.

Bilimle uğraşanlar “etkinlik döngüsü” diye bir şey keşfetmiş: At, inek, insan gibi bazı canlılar, gündüz daha aktif, daha verimliymiş. Kemirgenler, biz kediler, pek çok böcek gibi bazıları da gece hareketlenirmiş. Karşı çıktın mı doğana, etkinliğin düşüyor, verimliliğin nal topluyor. Fabrikalarda yapılan araştırmalar da bunu doğruluyor.

Fakat insanoğlu farklı olacak ya, kimileri bilimsel gerçekleri delip geçmeye çalışıyor. Bunlar için esas hayat gece başlıyor. Kimdir bu kural tanımazlar, neler yaparlar? Neden doğaya karşı çıkarlar? Gececiler mi üstün gündüzcüler mi? Devamını oku »

Köşede bir fırın var, biz mahallenin kedileri çok severiz. Simit yaparlar, tepside kalan susamları kuşlara atarlar. Bir güvercin bir serçe, sorma gitsin… Sanki panayır yeri! Sayıları çok olunca bulaşılmıyor, o kadar kanat, gaga en dayı kediyi bile kaçırıyor. Yine de Paspas’la gider, bakar bakar, ah çekeriz; yakalayamasak da heyecan yapar eğleniriz.

Ramazanda günbatımına yakın bu fırını daha bir severiz. Bir yığın insan toplanır fırının önünde, huşu içinde sıralanır. Sabah aceleden önündeki kedinin kuyruğuna basanlar, burada huzurlu, sabırlıdır. Hele sıcak günlerse, önemli bir irade savaşı vermiş, kazanmıştır. Başarmanın mutluluğu yüzüne yansımıştır. Sıcak pide adeta, bu ortak seremoninin sonunda, hepsinin göğsüne takılacak irice bir madalyadır.

 

Peki, içeride o kadar ekmek ve önceden çıkmış pide varken, neden bu insanlar kuyruğa girer, illa da sıcağını bekler. Ben pek anlamam, ama sanırım bunda tereyağının parmağı var. Pideler çıkar, şanslı insanlar teker teker evlerine dağılır. Arkalarında sıcak pidenin baştan çıkaran kokusunu bırakır. Kalanlar ise, biraz daha sabret der, kendi kendilerine.

Esas, görünmez kahramanları kimse bilmez, Paspas ile ben biliriz. Devamını oku »

Bazı insanların kedileri vardır; bütün kedilerin insanları.

Biz kediler, sokakta dolaşırken, hangi insanları etki altına alabileceğimizi biliriz. Hangilerine bulaşmayacağımızı kokularından ayırt ederiz. Kedilerin ustalık alanları farklıdır: Kimi aşar geçer en yüksek engelleri, kimi en somurtuk insana sevdirir kendini. Kimi aklına koyduğu kuşu dalda bırakmaz, kimi düşer de onuncu kattan burnu bile kanamaz. Pek çoğu da öyle özel bir işe yaramaz. Kedidir… İşini bilir, sevimlidir.

Ekskavatör nedir, merak edenlere.

Fakat insanlar öyle mi? Bir insan öyle çok konuda ustadır ki… Değildir de kendisini öyle sanır. Olan biteni en iyi o anlar. En güzel filmi, diziyi, yemeği o bilir. Her şeyin doğrusu onun dediğidir. En büyük takımı o tutar. Yaptıkları hep en iyisidir. Eleştirenler delinin delisidir. Kapar gözünü, tıkar kulağını, kafasındaki neyse, doğru odur. Sorgulanamaz, değiştirilemez, ekskavatörle girişsen yerinden edilemez.

 

Benim de çok insanım var, fakat bir tanesi daha başka. Çıktım mı gözlem kuleme, biterim penceresinin yanı başında. Ruhu duymaz, ben onu her canım istediğinde izleyip, dinlesem de. Adını Şaşar koydum. Kafası biraz çalışsa da önde gidenidir saftiriğin. Şaşar’ın sahte ustalardan başına gelenleri bir de benden dinleyin…
Devamını oku »

Yaz bastırdı, sıcak mı sıcak; gündüzleri hal bırakmıyor oynayacak. Yine de aldım Paspas’ı yanıma, gittik köşedeki süslü kadının çiçekçi dükkânına. Bizim belalımız yaşar burada, adı da kendi kadar beter: Yuka. Sanki, Japonya’dan bol kılıçlı bir Ninja.

Paspas, MultiKılıçlı Yuka'ya karşı.

Ne zamandır derdimiz, bu yeşil kılıçlı bitkiyi yenmek. Sağdan yaklaşıyoruz, yandaki yaprak batıyor. Soldan davranıp ısırıyoruz, yaprağı somon pulu gibi ağzımızdan kayıyor. Paspas tırmandı süslü kadının koltuğuna, cesurca saldırdı Yuka’ya MAAAV, naralarıyla.

Süslü kadın belirmez mi o anda… Zor attık kendimizi dükkândan dışarıya. Paspas, tam patisini atıyordu ki kaldırıma, çifttekerli kükreyen at geçti önünden bıyık farkıyla. Az daha Paspas, olacaktı çiçekçi dükkânına gerçekten paspas.

Kükreyen ata kızıp peşinden koştum, yakalayana aşk olsun. Sarman’ın yeni görevi bu mahlûkatı ve binicilerini araştırmak oldu, bu hikâyeyi dinlemek isteyenlere, günlük dertlerini bir süreliğine unutturdu…
Devamını oku »

Sıcak bir yaz akşamı, çatının üzerine kurulup aşağıda olup bitenleri izlerken, olur da şapşal bir kuş önüme düşer diye beklerken, komşu bahçenin tekiri bir “mav”layıp, yanıma ilişiverdi. Yüzünden düşen bin parça, gergin gergin gerindi.

Tekir geldi yanıma... Yüzünden düşen bin parça.

Dedi ki insanlar çiğ et yemeye başlamış. Yani bize yemek azalmış. Ayıptır söylemesi, biz kediler oldum olası çiğ ete bayılırız. Hele menüde ciğer varsa, tutmayın beni, dağğıtırrız… Maaav!

Çıktım sokaklara, başladım dolaşmaya, işin aslını astarını araştırmaya. Gerçekten de saftirik insanlardan bazıları bize özenmiş! Şu çenenin içindekilere bir baksana koca adam! Birkaç köpek (müsveddesi) dişinle, otları sindirmek için nehir gibi uzanan kilometrelik bağırsağınla, çiğ et senin neyine? Devamını oku »

        alpsaldamli.com Mobil Versiyon