Site İçi Arama
Kategoriler
Sarman´ın Tavsiyeleri

 

Biz kediler 9 canlıyız! Herkes biliyor… İnanmazsanız şu fotoğraftaki pillere bakın!

İşin aslı kıvrağız, yükseklerden düşerken hayal bile edemeyeceğiniz hareketler yapar, çoğunlukla da dört ayak üstüne düşeriz. Bu hareketin ismi bile var: Kedi Düzeltme Refleksi. Nasıl oluyor, merak eden aşağıdaki filmi izleyip, görebilir.

Kedi Düzeltme Refleksi Filmi

Kıvrak biziz, içgüdüleri, koklama ve işitme yeteneğiyle güçlü olan yine biziz. 9 da canımız var, fakat ne hikmettir bilinmez, bu diyarda yaşayan insanlar bizden daha cesur. Biz kediler tetikteyiz, dikkatliyiz, tehlikelerden kaçıyoruz, fakat insan hiçbir şeyden korkmuyor. Sanki her biri on kaplan gücünde, sanki 1 değil, 9 değil 99 canı var! Bunun ardında yatan nedir anlamak kolay değil. Bu olağanüstü kendine güvenin kaynağını bulmak için, yine insanların dünyasına dalmak gerekiyor…

Durmaktan hemen sıkılan ve homurdanarak ileri fırlamayı bekleyen araçlara yeşil yanıyor. Hepsi rallideymiş gibi anında kalkıyor… Fakat o da ne! 12 yaşlarında bir çocuk, son anda karşıya geçmeye karar verip kendini yola, onların önüne atmasın mı! Neyse ki araç sürücüleri zamanında frene basıyor.

Yanık lastik kokusu, kulak çınlatan kornalar. Çocuk pişkin pişkin sırıtarak karşıya varıyor. “Oğlum, otomobil sana vurup yere yapıştırsa, şu tazecik omurganı çatır çatır tekerlerin altına alsa; oh, bedava İsveç masajı mı diyeceksin? Yazık olmaz mı bu yaşta?” O çokbilmiş ve bilindik cevap dökülüyor ağzından: “Bişiğ olmaz!” Bu lafı söylerken,olmazsa olmaz mimik de beraberinde geliyor: Baş hafifçe yukarı kalkıp, aşağı iniyor… Yani bir yandan olumsuz anlamı pekiştiriyor, bir yandan dünyaya meydan okuduğunu gösteriyor.

 

“Bir şey olmaz,” bu diyarın insanının zihnine daha küçük yaşlarda kazınır. En ileri yaşlara, en yüksek makamlara kadar da aşınmaz, taşınır. 1986 Çernobil Nükleer Kazasından sonra, çevreye yüksek dozda radyasyon yayıldı. Türkiye de bundan nasibini aldı. Çayda ve fındıkta radyasyon seviyesi fırladı. Bunun üzerine dönemin Sanayi Bakanı, televizyonda “bir şey olmaz,” ifadesiyle herkesin gözü önünde çay yudumladı. Sonra da “Biraz radyasyon iyidir,” diyerek halka güven aşıladı.

 

Başbakan Özal bu yaklaşıma, “Radyasyonlu çay için. Lezzetli oluyor. Azıcık radyasyonlu çay çok faydalıdır,” diyerek destek verdi. Cumhurbaşkanı Evren ise, “Ben radyasyonlu filan diye çay içmemezlik etmem. Alışkınız… Çayı demleyerek içerseniz bir şey oymaz,” diyerek hem nükleer enerji hem botanik konusunda uzmanlığını konuşturdu. Bilimsel kurumların uyarıları ise çocuk masalı olarak kabul edilip, geçiştirildi. Kirli çaylar temizlerle harmanlanarak piyasaya sürüldü; nedense ardından, özellikle Doğu Karadeniz’de kanser oranlarında büyük artış görüldü.

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ülkeye seks işçisi Rus kadınların gelişiyle, bu komedinin başka türlüsü yaşandı. AIDS’in en hızlı yayıldığı dönemdi, prezervatif kullanmanın önemi artmıştı. Bu konuda yöre erkekleri, yine bıyık burup, yiğitliği elden bırakmadı, “Prezervatif filan uymaz bize; bir şey olmaz bize.” Bugün bile yakalanıp sınır dışı edilen yabancı uyruklu hayat kadınlarının yaklaşık %50’sinin AIDS hastası olduğu söyleniyor. Bunlarla beraber olan delikanlılarımız hasta olmuyor mu? Var bir yerde yanlış hesap, fakat hata nerede, kim bile, kim söyleye?

Buralarda zengininden fakirine, kültürlüsünden cahiline, yaşlısından gencine pek çok insandan sık sık işitirseniz: “Bana bir şey olmaz. Şimdiye kadar hep böyle yaptım, bir şey olmadı, yine olmaz!” Peki, bu insanlar neye güveniyor, onları risklerden, tehlikelerden koruyan gizli güç ne? Akla ilk gelen birkaç seçenek şunlar:

Nazar Boncuğu korur: Daha bebekken iç çamaşırınıza iliştirilen mavi boncuğa, annenizin dediği kadar bel bağlamayın. Kötü enerjiyi üzerinde toplayıp, sahibini kem bakışlardan, tersliklerden koruduğu söyleniyor, değil mi?  Batıl inanç denen şey 13 sayısı ve gece tırnak kesmemekten ibaret değil ki.

Devlet Baba korur: Bu düşünce tarzının bir ileri vakası  “Ay Dede korur” şeklindedir. Sakatlara, özürlülere yardım konusunda, hastanelerdeki hizmet kalitesi henüz o kadar gelişmedi. Hem insan, kendini otomobilin altına attığında, radyoaktif çayı midesine indirdiğinde, onu hem koruyabilecek hem de sonrasında hemen mükemmel derecede iyileştirecek süper güçlere sahip ne bir ülke ne de bir devlet var bu dünyada. Gördük, Japon mucizesi bile para etmiyor.

Tanrı korur / Kaderde ne varsa o olur: Sırtını Tanrıya yaslamaya çalışmak, en kolay yol elbet. Tanrı, emanet ettiği vücuda, akla, ruha kötü davranırsan, kendini umursamazsan, yine korur mu seni? Basit önlemler almak için azıcık çaba sarf etmek, birazcık fedakârlık yapmak yerine, Tanrı’nın her kötülükten korumasını beklemek, tersi olduğunda da bunu kaderden bilmek, tembellik ve birazcık da küstahlık değil mi?

 

Güçlüyüm, şanslıyım ben: Evet, tekerlekli sandalyeler, hastaneler, mezarlar, buna haddinden fazla inanan sakatlarla, hastalarla, cesetlerle dolu. Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüsünde ÇATTT! İnsan, fazla risk almayı alışkanlık haline getirirse, hoş olmayan sonuçlarına da katlanır.

Kendi düşen ağlamaz, niye bu kadar dert ediyorsun Sarman; ne gelecekse gelsin başlarına, demeyin. Sonradan yaşadıkları, bu insanları bin pişman ediyor. Cep telefonuna cevap vereceğim diye araba kazası yapanlar, son anda karşıdan karşıya geçerken kemikleri paramparça olanlar, basit bir önlem almadığı için hayat boyu sakat, hasta, özürlü yaşayanlar, aynı hatayı bir daha yapmak istemez, dikkatli olmaya başlar elbet. Fakat bu hale gelmeden önlem almak mümkün değil mi? Bu insanlara yaptıkları şeyin tehlikeli, mantıksız olduğu anlatılamaz mı? Küstahlıklarını yenmeyi başarabilirler mi?

İnsan hem yeteneklerini bilmeli hem de sınırlarını. Çünkü dokunulmaz değil, kaderin kölesi hiç değil… “Bir şey olmaz,” demeyi bıraktığında, doğru düşünüp, akıllıca hareket ettiğinde, çok şey değişir. Riskler, bireysel ve kitlesel felaketler azalınca, yaşam ve sağlık kalitesi de yükselir.

Bir daha “Bişiğ olmaz!” lafını duyduğunuzda, sizin ağzınızdan bile çıkmış olsa, aynı Örümcek adamın tehlike içgüdüleri gibi, kafanızda bir şimşek çaksın… Bir yerden bir tehlike yaklaşıyor demektir! Önlem almayı bilin, Sarman Süper Kahramanlar Okulunun birinci sınıfına kabul edilin. Kedi veya İnsan bütün okuyucularım… Bilin ki hepiniz kahramanlarımsınız benim!

“Bize bir şey olmaz (mı)!” için 2 Yanıt

  • Enes Kadıoğlu diyor ki:

    Aklına, eline sağlık çok güzel bir noktaya daha değinmişsin. Kadercilik tespitini çok beğendim. Bizde de bir laf vardır; “Eşeğini sağlam kazığa bağla, ondan sonra tefekkür et” (Tefekkür: Allah’a emanet etmek)…

    • Alp diyor ki:

      Selam Enes,

      Yorum yazman, fikirlerini paylaşman, beni çok sevindirdi.

      Benim bildiğim “tefekkür” kelimesi başka bir anlam taşıyor: Kökeni Arapça “fikir” kelimesi. Osmanlıcada da kullanılan tefekkür, “düşünme, zihin yorma, düşünülme” anlamına geliyor.

      Elbette kelimeler, çeşitli çevrelerde, esas anlamlarından uzaklaşıp, yeni anlamlar kazanabiliyor. Sizdeki de böyle bir durum sanırım.

      Sonuç olarak anafikirde birbirimizi anlıyoruz. Önemli olan da bu zaten.

      Katkın için teşekkürler.

Yorum Yaz

        alpsaldamli.com Mobil Versiyon