Site İçi Arama
Kategoriler
Sarman´ın Tavsiyeleri

Ekim 2011 Arşivi

Toraman

Geçenlerde Beşiktaş sahilinde kediler arasında pek popüler bir balıkçı barınağına gittim. Balıkçılar, işlerine yaramayan balıkları bizim tarafa fırlatıyor, biz kedilere güzel bir ziyafet çekiyor. Gariptir, bunca balık olmasına rağmen, başta Toraman, birkaç kedi, yiyebilecekleri kadar balıkla yetinmiyor, gelen tüm balıkları kendi önüne topluyor. Cılız 2-3 kedi ve birkaç yavru da hüzünlü bakışlarla avcunu yalıyor.

Kaşımı çatıp, gittim yanlarına… Umurlarında değil. Bir yandan göbek şişiriyor, diğer yandan acayip bir konuda sohbet ediyorlar. Yok efendim, bu balıklar, balık atan insanlar ve tüm doğa kendileri için yaratılmış. Evrende ne varsa her şey onların hakkıymış. En nazik, en akıllı, en bilgili, en üstün bunlarmış. Hiç kimse daha iyisini bilmez, yapamazmış. Kendileri dışındaki her kedi, ya aptal, ya zayıf, ya kalleş ya da yalancıymış.

Durumu anlayınca, bulaşmadım, uzaklaştım oradan. Fakat bu halleri beynimi içten içe kemirmeye devam etti. İnsanlar bizden daha zekiydi, bu acınası durumun üstesinden gelebilmiş miydi? Daldım aralarına araştırdım; bakın nelerle karşılaştım. Devamını oku »

Miço

Her ne kadar bağımsız olmayı severiz desek, bunu bin bir takla atarak her fırsatta belli etsek de biz kediler insanlara biraz da bağımlıyız. Özellikle de mahallenin ciğercisi haftada iki kere ziyafet çektiğinde, koşup gelerek bacağına sürtünmeye hazırız.

Bizim Miço, yolun karşısından telaşla işaret çakınca, ince durumu kavradım, anında yola atladım. Az daha, nedense Bağdat Caddesi civarında çok görülmeye başlanan kuyruksuz kediler gibi kalacaktım. Daldım sabit pazara, salakça üzerime koşan çocuğa, çığlık atan kadına aldırmadan soluğu ciğercinin önünde aldım.

Tam büyük biz zevkle ciğeri mideme indirmek üzere açtım ağzımı, Miço ne yumurtladı dersiniz? “Soğuk ciğerden nefret ediyorum!” İştahım kaçtı, aklım şaştı. Söyleyen yarım akıllı da olsa, soğuktan, ciğerden veya soğuk ciğerden neden nefret edilirdi? Bu iş göründüğü kadar basit bir yanlış kelime kullanımı değildi. Arkasında daha büyük, politik, ideolojik hatta beyin yıkamaya yönelik güçler vardı. Düştüm bu işin peşine ve bakın karşılaştım nelerle… Devamını oku »

Kurabiye

Sanılanın aksine, biz kediler her zaman içgüdülerle hareket etmez, her şeyi deneme/yanılma yoluyla öğrenmeyiz. İzleyerek, görerek de öğreniriz. Fakat öğrense de heveslerine yenilen çok olur. Hem de iki defa! Çünkü heves iki kere patlar!

Sokağın fırlama kedisi Kurabiye kuş avına çıkıyor… Saklanıyor, bekliyor, geriliyor, atlıyor. Fakat havada takla atıp, kuşun durduğu yere kafa üstü düşerken çenesini çat diye kapadığında, kuş 5 metre yukarıda kanat çırpıyor. Hatta bir de göz kırpıp, üzerine bombaları bırakıyor.

Kurabiye, hayatında sadece bir defa bir kuş yakalayabildi. O da iki kuşun yanlışlıkla havada birbirine çarpmasıyla, kısa süreli şaşkınlık yaşayarak yere düştükleri zamandı. Hemen atılıp, birini dişleri arasına aldı. Mahalleli hayretle gözlerini açtı… Tam işini bitirecek; az ötede diğer kuşu gördü. Artık yakalayabiliyor ya, zafer sarhoşluğuyla ağzındakini bırakıp, onu da yakalamaya sıçradı. Avlayamadığıyla kalmadı, elindekinden de oldu, Kurabiye.

Tanıdık geldi mi bu hikâye? Geldiyse beni takip edin. Heves niye patlar ne zaman patlar, niye iki kere patlar, beraber keşfedelim. Belki de bir çözüm yolu bulup, hevesi, bize oyun oynamadan nakavt edelim. Devamını oku »

        alpsaldamli.com Mobil Versiyon